Kaçınılmaz olarak özellikle de bu çağda, insanlık tarihinde
gelmiş geçmiş tüm besteleri, şarkıları, şiirleri, soneleri, filmleri ve
resimleri tam olarak kesin şeklini bilemesek de en azından türler (genre)
şeklinde hiyerarşik bir sıralamaya koyuyoruz. Korku bazımız için komediden önce
geliyor, ya da arabesk klasikten gibi, ya da maviyi kırmızıdan çok seviyoruz.
Neticede her birimizin kendi listesi farklı. Bir şekilde listelerimizin
benzerliği etrafımızda kimi tuttuğumuz ile de son derece bağlantılı ve bu
başından beri doğal bir şekilde ilerledi. Bach dinleyenler birlikte takıldıysa,
Ankaralı Turgut dinleyenler de birbirini hep kolladı. Kimse en sevdiği filme
laf söyletmedi, söyletmeyecek.
Şu noktada radikal görünen bir şey söyleyeceğim. Renkler arasında bir hiyerarşi olmadığı gibi
zevkler arasında da bir hiyerarşi ben göremiyorum. Yani nasıl mavi
kırmızıdan daha üstündür diye bir eleştirmen grubu çıkıp diyemiyorsa, hiçbir
otorite bir kişinin Bach’ı sevmesi, başka birinin Turgut’u sevmesinden üstündür
diyemez. Eminim bazılarınız düşünüyor ki şu anda sanat felsefesinin alanına
girdik. Sorular gelebilir, mesela; “Ankaralı Turgut Bach ile aynı kefede
nasıl olabilir?”. (Merak etmeyin bunu iki taraf da soracak :) Öncelikle işitsel
olarak kesinlikle farklılar. Tür olarak klasik müzik, türkü ayrımındansa enstrumanlar,
vokaller, ritim ve nota dizilişi birbirinden apayrı. Dolayısıyla Bach ve Turgut
farklı dünyaların insanları, ama kendi seveni tarafından dinlendiğinde o farklı sevenlerin
içkin beğenileri eşit değerde. Zevkin, zevkliliğin veya beğeninin hiyerarşisi
yoktur derken de bundan kastediyorum. Ve bunu derken sanat felsefesinin yani
estetiğin alanına da girmiş olmadık, çünkü estetiğin kendi filozoflarının
yarattığı o güzel çirkin hiyerarşisinden söz etmiyoruz. Estetiğin algılanışının; bu algının
uyandırdığı duyguların ve duyguların sebep olduğu mimiklerin hiyerarşisizliğinden söz
ediyoruz.
Bunu belirtmemin sebebi şu ki, özellikle zamanımızda, “bir
şeyi sevmenin başka bir şeyi sevmekten daha üstün sayılması” gibi tuhaf
fikirlerle iç içeyiz. Bu elbette ki bir Bachsever ya da Turgutsever gözünden ayrı
ayrı baktığımızda böyle; aynı ortamda bulunduklarında çaktırmadan biri diğerini
elitist, öteki diğerini kıro olarak adlandırabilir. Fakat dışarıdan objektif
bakacak olursak, aslında birini sevmek diğerini sevmekten daha değerli olmadığı
için; ya da zevkler arasında bir hiyerarşi olmadığı için, farklı zevkleri olan
kişileri üstün ya da aşağı diye adlandırmamız gibi bir durum yok.
Bu düşünceyi anladığımızda aslında bizim sevmediğimiz şeyi
bizi daha çok sevsinler diye seviyormuşuz gibi yapmamız da saçma. Bu noktada
belki diyeceksiniz ki, peki ama mesela ya hoşlanılan kişi Alex deyince futbolcu
değil de Clockwork Orange’ın ana karakterini o Beethoven dinleyip dönüşüm
geçiren genç adamı anımsıyorsa? Dolayısıyla zevklerin hiyerarşisinin
olmamasının ne faydası var? Şu faydası; yukarıda da belirttiğim üzere hiçbir
otorite Alex her zaman futbolcu, ya da hayır o her zaman Burgess’in ana
karakteri diyemeyecek. Bu şu anlama geliyor, her ne kadar
subjektif olarak biz Alexleri ayrıştırmaya devam etsek de, ya da Bach’ı
Turgut’a tercih etsek ve gruplara ayrılsak da, birbirimiz ile ilgili objektif
olarak hiyerarşik yapılanmalar oluşturmayacağız, algıların farklılığına saygı
duyduğumuz için. Yani kimse objektif olarak bunu sevmek bunu sevmekten iyidir,
ya da mavi sevenler zevkli insanlar, kırmızıcılar da zevksiz diyemeyeceği için,
birlikte huzur içinde yaşamaya devam edebileceğiz. O yüzden zevkin
hiyerarşisinin olmaması faydalı bir düşünce.
Etraf bu kadar “kazanan” ve “kaybeden” fikirleriyle
çevriliyken, zevklerin bu hiyerarşik ilişkisizliğe dokunmak istedim. Tekrarlamalıyım
ki estetik üzerine bir yazı değil bu. Evren’in tablosu ve Picasso’nunki
birbirine eşittir kesinlikle demiyorum. Ama şunu diyorum; birbirinden ilgisiz,
hatta toplumun farklı şekilde derecelendirebildiği eserleri bile yalnızca ve
yalnızca kişiler tarafından beğenildiği için o beğeniler arasında bir ast üst
ilişkisi yoktur. Bu farklı algılanışların aynı anda varolmasıdır ve bir
zenginliktir.