10.07.2012

Renkler, Zevkler ve Algıların Hiyerarşik Olmayışları

Kaçınılmaz olarak özellikle de bu çağda, insanlık tarihinde gelmiş geçmiş tüm besteleri, şarkıları, şiirleri, soneleri, filmleri ve resimleri tam olarak kesin şeklini bilemesek de en azından türler (genre) şeklinde hiyerarşik bir sıralamaya koyuyoruz. Korku bazımız için komediden önce geliyor, ya da arabesk klasikten gibi, ya da maviyi kırmızıdan çok seviyoruz. Neticede her birimizin kendi listesi farklı. Bir şekilde listelerimizin benzerliği etrafımızda kimi tuttuğumuz ile de son derece bağlantılı ve bu başından beri doğal bir şekilde ilerledi. Bach dinleyenler birlikte takıldıysa, Ankaralı Turgut dinleyenler de birbirini hep kolladı. Kimse en sevdiği filme laf söyletmedi, söyletmeyecek.

Şu noktada radikal görünen bir şey söyleyeceğim. Renkler arasında bir hiyerarşi olmadığı gibi zevkler arasında da bir hiyerarşi ben göremiyorum. Yani nasıl mavi kırmızıdan daha üstündür diye bir eleştirmen grubu çıkıp diyemiyorsa, hiçbir otorite bir kişinin Bach’ı sevmesi, başka birinin Turgut’u sevmesinden üstündür diyemez. Eminim bazılarınız düşünüyor ki şu anda sanat felsefesinin alanına girdik. Sorular gelebilir, mesela; “Ankaralı Turgut Bach ile aynı kefede nasıl olabilir?”. (Merak etmeyin bunu iki taraf da soracak :) Öncelikle işitsel olarak kesinlikle farklılar. Tür olarak klasik müzik, türkü ayrımındansa enstrumanlar, vokaller, ritim ve nota dizilişi birbirinden apayrı. Dolayısıyla Bach ve Turgut farklı dünyaların insanları, ama kendi seveni tarafından dinlendiğinde o farklı sevenlerin içkin beğenileri eşit değerde. Zevkin, zevkliliğin veya beğeninin hiyerarşisi yoktur derken de bundan kastediyorum. Ve bunu derken sanat felsefesinin yani estetiğin alanına da girmiş olmadık, çünkü estetiğin kendi filozoflarının yarattığı o güzel çirkin hiyerarşisinden söz etmiyoruz. Estetiğin algılanışının; bu algının uyandırdığı duyguların ve duyguların sebep olduğu mimiklerin hiyerarşisizliğinden söz ediyoruz.

Bunu belirtmemin sebebi şu ki, özellikle zamanımızda, “bir şeyi sevmenin başka bir şeyi sevmekten daha üstün sayılması” gibi tuhaf fikirlerle iç içeyiz. Bu elbette ki bir Bachsever ya da Turgutsever gözünden ayrı ayrı baktığımızda böyle; aynı ortamda bulunduklarında çaktırmadan biri diğerini elitist, öteki diğerini kıro olarak adlandırabilir. Fakat dışarıdan objektif bakacak olursak, aslında birini sevmek diğerini sevmekten daha değerli olmadığı için; ya da zevkler arasında bir hiyerarşi olmadığı için, farklı zevkleri olan kişileri üstün ya da aşağı diye adlandırmamız gibi bir durum yok.

Bu düşünceyi anladığımızda aslında bizim sevmediğimiz şeyi bizi daha çok sevsinler diye seviyormuşuz gibi yapmamız da saçma. Bu noktada belki diyeceksiniz ki, peki ama mesela ya hoşlanılan kişi Alex deyince futbolcu değil de Clockwork Orange’ın ana karakterini o Beethoven dinleyip dönüşüm geçiren genç adamı anımsıyorsa? Dolayısıyla zevklerin hiyerarşisinin olmamasının ne faydası var? Şu faydası; yukarıda da belirttiğim üzere hiçbir otorite Alex her zaman futbolcu, ya da hayır o her zaman Burgess’in ana karakteri diyemeyecek. Bu şu anlama geliyor, her ne kadar subjektif olarak biz Alexleri ayrıştırmaya devam etsek de, ya da Bach’ı Turgut’a tercih etsek ve gruplara ayrılsak da, birbirimiz ile ilgili objektif olarak hiyerarşik yapılanmalar oluşturmayacağız, algıların farklılığına saygı duyduğumuz için. Yani kimse objektif olarak bunu sevmek bunu sevmekten iyidir, ya da mavi sevenler zevkli insanlar, kırmızıcılar da zevksiz diyemeyeceği için, birlikte huzur içinde yaşamaya devam edebileceğiz. O yüzden zevkin hiyerarşisinin olmaması faydalı bir düşünce.

Etraf bu kadar “kazanan” ve “kaybeden” fikirleriyle çevriliyken, zevklerin bu hiyerarşik ilişkisizliğe dokunmak istedim. Tekrarlamalıyım ki estetik üzerine bir yazı değil bu. Evren’in tablosu ve Picasso’nunki birbirine eşittir kesinlikle demiyorum. Ama şunu diyorum; birbirinden ilgisiz, hatta toplumun farklı şekilde derecelendirebildiği eserleri bile yalnızca ve yalnızca kişiler tarafından beğenildiği için o beğeniler arasında bir ast üst ilişkisi yoktur. Bu farklı algılanışların aynı anda varolmasıdır ve bir zenginliktir.