10.12.2011

Boğaziçi’ndeki Starbucks Üzerine: İki Zıt Cevabı Olabilecek Sorular

Üzerinde çok fazla yazılıp çizilen Boğaziçi Üniversitesi’nde günlerdir devam etmekte olan Starbucks eylemini fikren desteklediğimi belirterek başlamak istiyorum. Starbucks olayının desteklemeye değer bulduğum üç tane yönü var, ilki ve en önemli olanı tutuklu öğrencilerle ilgili bir bildiriyi içerip bu konuyu gündeme getirmesi, ikincisi tekelleşmenin sembolü olan, Fair Trade yapmayan (ya da çok az yapan) dolayısıyla kahve üreticisi olan işçileri sömüren Starbucks’ı protesto etmesi. (1000 dolarlık bir kahve çuvalı için adama 1 dolar veren taşeronlu yozlaşmış bir sistemden bahsediyorum.), üçüncüsü ise üniversite öğrencilerinin, öğretim üyelerinin ve çalışanlarının ortak alanına onlar adına karar verilmiş olmasının haklı protestosu olması. Dolayısıyla işin düşünsel yönünün yüzde yüz destekçisiyim.

Eylemin bu arka planının sağlamlığını kesinleştirdikten sonra pratik kısmından bahsetmek istiyorum. Yapacağım şey inanın kuru bir eleştiridense üzerinde çalışılmış bir kendini sorgulama aslında. Çok haklı nedenlerle yapılmış bu şenlik videosu itiraf etmeliyim ki bana bazı açılardan komik geldi. İzledikten sonra nasıl hissedeceğimi gerçekten bilemedim. Fakat bunu bir eleştiri olarak arkadaşlarıma  göndermektense kendime yöneltmeyi tercih ediyorum. Şu anda elde ettiğim psikoloji aslında çok enteresan, çünkü komik buluyor olmam bir devrimi gerçekleştirme ümidinin kesilmesi konusundan baktığınızda haklı, fakat öbür yandan bunun aslında çok değerli bir öğrenci hareketi olmasını farketmenizle de haksız bir durum. İçinde bulunulan moda göre yön değiştiren bir durum çıkıyor karşımıza.

Ekşi Sözlük yazarı Fahir, demek istediğimi çok güzel özetlemiş;

“yani içinde bir yerlerde mücadele ateşi barındıran genç arkadaşlar muhtemelen izlerken ''keşke aralarında ben de olsaydım'' diyecektir. oraları geçmiş birileri ''ne komikler lan'' diyecektir. oraları geçenleri de geçenler (eski solcu dediğimiz orta yaş üstü abiler, ablalar) yine muhtemelen ''yaa ne güzel bişeylerin farkında olan gençler de var'' diyecektir.”

Videoyu izlerken zaman zaman keşke ben de aralarında bulunsaydım dedim, bazen de komik aslında dedim, sonra yine keşke olsaydım dedim. “Eylemde bulunmalı mıyım bulunmamalı mıyım?” sorusu ve “komiklik” meselesi işte bence bir “İki zıt cevabı olan soru.”

Kendi kişilik analizime dönersek; muhtemelen ben geçmişimin bana sağladığı güvenli ortam gereği bu tarz “iki zıt cevabı olan soru” fikirleri yaratma lüksü içinde olduğum için; tam da bu yüzden eylem yapma, işgal etme ve nutuk atma gibi konularda teori ve pratik çelişkisi yaşayacağım, bunu da buradan itiraf etmiş olayım.

Bu popüler eyleme bu şekilde yaklaşıp eleştiri riski aldıktan sonra şunu diyerek bu konuyu sonlardırmak niyetindeyim. “İki zıt cevabı olan sorular” özellikle yukarıdaki gibiler yüzleşilmeli ve sonra daha önemli olan cevap bulunduktan sonra aslında bir kenara bırakılmalı. Bu sorular siyaset biliminin değil edebiyatın konusu olmalı. F. Scott Fitzgerald harikulade bir laf ediyor;

“Eğer bir soruya iki birbirine zıt cevabınız varsa bundan güzel bir roman çıkar.”

Peki neden Siyaset Bilimi’nde bu tarz “Eylemi sorgulayan sorular” bir kenara bırakılmalı? Bu sorunun cevabı sevgili dostum De La Serna ile yaptığımız tartışmaların çoğunun karakteristik bir özelliği bana söylediği Martin Niemöller alıntısıdır;

''Naziler komünistleri götürdüklerinde sustum. Çünkü ben komünist değildim.
 Sendikacıları götürdüklerinde sustum. Ben sendikacı da değildim.
 Sosyalistleri içeri aldıklarında sesimi çıkarmadım. Ben sosyalist değildim.
 Yahudileri tutukladıklarında sustum. Çünkü ben yahudi değildim.
 Beni götürdüklerinde, benim için sesini çıkarabilecek kimse kalmamıştı...''

İşte bu yüzden eyleme eleştiri getiren ve videoya gülen arkadaşlarıma kendim bizzat içinden geçtiğim bu düşünsel yolculuk sonucu sesleniyorum; eylem yapmak, slogan atmak düşünce belirtmini ses duyuracak şekilde yapma yolu ve buna güleceksek içinde bulunduğumuz durumu sorgulayarak bir duraksamalı ve aslında eylem yapabilen arkadaşlarımıza saygı duymalıyız.

Bu yazıyı bitirirken biliyorum ki bu eylemi, içerik çok haklı olduğu için onun hatırına, ve slogan atmanın mantığına ererek, bu alışkanlığın edinilmesi gerektiği düşüncesiyle hem içerik hem de üslup yönünden destekliyorum.