2.10.2011

Postmodernist Dalganın Küçük Girdapları

Andrew Sayer’ın Postmodernist Thought in a Geography: A Realist View makalesini okumaktaydım. Birkaç sayfadan sonra birdenbire farkettim ki  fikirleri “Kaçınılmaz Subjektif Algı Kaçınılmaz İletişimsel Objektif Algı ile Karşıtlık İçinde midir?” yazımla inanılmaz bir parallellik gösteriyor. Hem objektif, subjektif, intersubjectivity, realist ve postmodern kelimelerini rastgele kullanmayıp önceden tanımlamasıyla hem de bunları yaparak yukarıdaki tırnak içindeki soruma cevap vermesi sebebiyle dikkatimi çekti.

Hemen konuya girmeden, şu terimlere bir bakmalı. Subjektif (öznel) algı herkesin kendi aklında olup bitenler demekken, objektif  (nesnel) üzerinde anlaştığımız ve hatta gerçeğin ta kendisi olanlardı. Yani renkler ve zevklerin farklı olduğu düşünceler diyarı subjektif, yerçekimi kanunu gibi bilimsel gerçekler ve etki tepkinin kaçınılmaz olduğu bireyler arası iletişimsel zemin de (yani benim -Merhaba dediğimde –Merhaba cevabını aldığın o reddedemeyeceğimiz frekans.) objektifti. “Subjektif algı objektif algı ile karşıtlık içinde midir?” sorusu da şu demek; “Eğer 5 duyu organımızla deneyimlediğimiz her his subjektifse  bu objektif bir düşünceler diyarı yoktur anlamına mı gelir?” Bence hayır. İlginç olan ise şu; bir postmodernist Sayer’a göre biz insanların Yaradılış’ı asla bilemeyeceği ve keşfedemeyeceği fikrini alıyor (subjektif bir meseleyi) ve bunu evirip çevirip bu soruya evet cevabını yapıştırıp hiç nesnellik yoktur, yani “Dünya hepten yalan.” diyor. 

Bu noktada durup bir neler olduğuna bakalım. Yaradılış’ı bilememek mutlak bir gerçeğe insanlık olarak ulaşamadığımız anlamına gelir. Fakat işte objektif diye bir şey hiç yoktur deyip “Ben yaptıklarımdan sorumsuzum” idealizmi demek kesinlikle değildir. Bilinebilenler ve bilinemeyenler arasına ince bir çizgi koyup, hata da yapılabileceğini benimseyen Sayer gibi realistler postmodernizmin bu “sorumsuz olunabileceği” fikrine şu mantıkla karşı çıkıyorlar. Tam da yarın yağmur yağacağını bilemediğimiz için, herhangi bir düşünceyi tam anlamıyla gerçekleştiremediğimiz için ve hayatta devamlı şaşırdığımız için bizim dışımızda tutarlı bir gerçeklik olduğuna (toplum, doğa ve dış etkenler olduğu fikri) inanmalıyız. (Sayer, 1993)  Eğer Sayer’a göre her şeyi bilebilseydik ve yönlendirebilseydik zaten bizim dışımızda bağımsız bir gerçeklik olduğuna inanmazdık, tek gerçeklik biz olurduk. O yüzden etrafımızdaki dünya tam da bizim beklentilerimizi karşılamadığı için realist olmalıyız.

Peki ben neden bu kadar umursuyorum objektivizmi ve nesnelliği? Çünkü eğer nesnel dediğimiz düzen yoksa insan haklarının evrensilliği meselesi ipini elimizden kaçırmış olup sorumsuz bir zemine inmiş olacağız. Ve neoliberal sistem tarafından yaratılan yaşam standartları uçurumunun adaletsizliği konusunda postmodernizmin “her şeyi boşvermiş” kafası yüzünden hiçbir ortak fikre de varamayacağımız anlamına çıkıyor bu.

Etki tepkinin olduğu bir dünya düzeni, dünya tam olarak çözülememiş olsa bile var. Zaten intersubjectivity denilen mesele işte tam da o yüzden çok güzel bir terim. Paylaşılan öznellik gibi bir anlam veren bu sözcüğü açıklayan en iyi örneği yine Sayer vermiş. Örnek şu: Newton’ın teorilerinin bazılarını bilirsiniz ki Einstein çürütmüş. İşte çürütmeden önce o teoriler, zamanın insanları tarafından bir gerçek olarak kabul ediliyordu, fakat görüldü ki aslında yanlış bir teoriymiş. Dolayısıyla birden fazla birey onu doğru (objektif) zannederek aslında subjektif olan (mutlak doğru olmadıkları için) fikirleri kolektif bir zeminde paylaşmış oldu;  intersubjectivity de birden çok öznenin paylaştığı objektif olmayan bir durum demek oluyor.

Sayer daha da ileri gidip bu Postmodernizm dalgasının insanı içine düşürebileceği girdapları birer birer göstermiş. Tam da neler söylediğimizi aslında hakkaten hiç bilmediğimiz, laf olsun torba dolsun mantığıyla argüman oluşturduğumuz bu dünya düzeninde bunları sorgulamak bana hemen "Postmodernism çok cool" diye kabul etmekten daha hoş geliyor ve bu açıdan bu makale bir ilaç etkisi yaratıyor. Fakat şunu belirtmek zorundayım ki edebiyattaki Postmodernizm bundan farklıdır ve candır(*)..

Not: Kolay anlaşılmayan bir yazı yazmak istememiştim, fakat şimdilik ders için de yazdığımdan böyle oldu. İleride böyle yazılar yazarsam gerçek dünya ile daha çok bağlantılar kurma niyetindeyim…


-----
Gerekli olabilecek kelime tanımları;

Objectivity: Nesnel düşünceler, doğruluğu tartışmaya açık olmayan (kabul etmemizin şart olduğu) etkiden tepki doğan ortak zemin. (ikinci anlamı; nesne olma durumu)
Subjectivity: Öznel düşünceler, doğruluğu herkesten herkese değişen zevkler ve renkler meselesi. (ilki renklerin olduğu fikri mesela) (ikinci anlamı; özne olma durumu, subje)
Intersubjectivity: Birden fazla öznenin paylaştığı öznel düşünce diyarı.


*Kelimelerin tanımlanması Postmodern sözcüğü için de inanılmaz önemli. Farklı disiplinler farklı kelimeleri değişik algılayabiliyor, Liberalism sözcüğü bunun en güzel örneği. Ekonomik Liberalizm serbest pazar düşünceleri demek oluyorken, Politik Liberalizm temel hak ve özgürlükleri savunan bir düzlemde var oluyor. İşte Postmodernizm de politik anlamda farklı, edebiyat anlamında farklı bir durumda. İlki mutlak gerçek olmadığı için bizim yaptığımız hiç bir şeyin anlamlı olmadığı fikirleriyken, ikincisinin savunucusu Derida ve zamanı, mekanı çok boyutlu kabul eden bir mantıkta ilerliyor. Bunun farkedilmesini yürekten diliyorum çünkü Ekonomik Liberalizme olabildiğince uzakken Politik Liberalizme yakınım, Politik Postmodern değil fakat Edebiyat alanında Postmodern olmak isteyebilirim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder