22.08.2011

Yaratıcılık ve Hikaye Çıkarılabilecek Sorular Üzerine

Alanla ilgili Joseph Campbell dışında pek okumamış olmama rağmen anlıyorum ki edebiyat teorisi de ilgi alanlarımdan biri. Bunun niçin böyle olduğu konusu ise okuduğumuz muhteşem, epik, destansı ve sıfırdan yaratılmış gibi gözüken (aslında kaçınılmaz bir şekilde öyle olmayan) hikayelerin ve romanların nasıl bir kafada yazılmış olduğunu ve hangi koşullarda ortaya çıktığını merak etmem ki; belki bir gün… Hikaye çıkarılabilecek sorulara geçmeden yaratıcılık fikrini biraz açmak ve sorgulamak istiyorum.

Muhtemelen benden önce söylenmiş olduğunu kabul ederek iddia edeceğim konu şu; Termodinamik kanunu No.1 yani “Enerji yoktan var edilemez, var olan enerji yok olamaz, yalnızca biri diğerine dönüşebilir.” soyut diyar için de geçerli. Demek istiyorum ki fikirler de mecburen kaynağını doğadan alır ve yoktan var edilemezler. Yani  beyin sayesinde 5 duyu organını kullanan bir canlı bir ağaç görür, ona dokunur ve yıllar sonra kesip biçme işlemleri sonucu kendisine o çok sevdiği sandalyeyi yapar. Fakat bu demek istediğim Platon ve Aristo’nun idealar konusundaki anlaşmazlığından farklı. Bu fikirler (sandalye fikri, masa fikri ya da rende fikri) bize kodlanmıştı ya da kodlanmamıştı tartışmasındansa belirtmeyi amaçladığım, insanın sıfırdan bir şey yaratamadığı, çünkü kendisi hiçbir zaman sıfır konumunda olmamış. Yani bomboş bembeyaz (beyaz= R:0 G:0 B:0) bir ortamda zihni dolanmıyordur (Budistler belki de oraya erişmeye çalışıyorlar) ve asla dolanamayacaktır. Dolayısıyla 5 duyu organıyla (ki bunlar hem araçlarımız hem de limitlerimiz) sıfırdan bir fikir ürettiğini zannetse de o doğada gördüğü bir olayı çekmiş ve bir kutuya hapsederek üzerinde kuramlar oluşturmuştur. Yani aslında sonsuz nota ve sonsuz renk olan dünyamızda bunları matematiksel bir şekilde optimize eden bazı insanlar yaratmıştır müziği (7 notaları) ve resmi (soğuk ve sıcak renkleri). Demek ki yaratıcılık aslında bir yerde gördüğünü başka yerde gördüğünde kullanabilme ve en üst seviyesi de bunlar üzerinde bir düzen oluşturabilme sanatı ve notaları bulan adam da buna bir örnek. Asla sıfırdan yaratamadığımızı fakat çekip çerçevelediğimizi açıkladıktan sonra üzerine hikaye çıkarılabilecek 3 "yaratıcılık"  sorusuna geçelim.

1)Ya olsaydı? 
2)Ya şöyle olsaydı? 
3)Ya olmasaydı?

Birer birer üzerinde konuşacağım bu soruların hepsi ontolojik, yani varlık eksenindeler  (eğer epistemolojik deseydik bilgi temalı olması gerekecekti bu soruların, ya da zaman deseydik başka olacaktı) ve bir varlığın olması, farklı olması ya da olmaması ihtimallerini değerlendiriyorlar. Dolayısıyla mütevazi bir şekilde belirtiyorum ki çok sayıda soru olabilir bunlar gibi. Ve bunlar bir felsefe türünün içine yerleştirilebilir. Yani bir kısıtlama getirmektense bir düşünce egzersizi ve “yaratım” sürecine yardımcı olma çabası bu sorular. Bu üç sorunun bir diğer özelliği de yalnız birini seçmek zorunda olmayışımız ve niceliği kısıtlamaması yani öyle bir fantastik edebiyat ürünü olabilirdi ki 1, 2 ve 3 ü beraber barındırabilirdi ya da içinde 1’den 3 tane, 2’den 2 tane olabilirdi. Demek ki bu sorular bir hikaye ya da romanda birden çok kere ve birlikte kullanılmış olabilirler ve elbette ki çok sayıda bunlar gibi sorular olabilir.

1) ”Ya olsaydı” sorusu varolmayan bir durumun hayal ediliyor olması sonucunda ortaya çıkan cevabın esere yansıtılması olabilir. Tolkien’in “Ya ayağının üstü kıllı olan küçük cüceler olsaydı?” sorusu bir sagada kullanılmış olabilirken, Wells’in “Ya bir zaman makinesi olsaydı?” sorusu başka bir romana önayak olacaktır. Dolayısıyla bu mümkün olmayan şeylerin olabildiği bir düzen yaratmayı amaçlayabilir. Fakat bu soru “Ya şöyle olsaydı” ile kolaylıkla karışabilir ve bu üç soru birdenbire ikiye iniyor olabilir. Çünkü yoktan var etmektense varolan enerjinin dönüşümünden bahsetmiştik. Bunun üzerine daha düşünmek gerekir.

2) "Ya şöyle olsaydı" sorusu, zaten olan bir durumun başka bir durum ile yer değiştirmesi, özelliklerin karışması olabilir. Edvin Abbott’un “Ya iki boyutlu evrendeki şekiller, üçgenler, kareler, daireler birbirleriyle konuşabilseydi?” sorusu buna çok güzel bir örnek. İnsanın özelliği daire verilmiş ve olan bir durum “şöyle olan” başka bir durumla değiştirilip bir novella yazılmış. Bir örnek de Matt Groening’in sorduğu “Ya tenlerimiz sarı ve parmaklarımız dört olsaydı?” olabilir.

3) "Ya olmasaydi" sorusu ise zaten varolan bir düzenin parçasının olmama durumuyla değiştirilmesi. “Ya yerçekimi olmasaydı?” bu duruma bir örnek olabilir. Bu soruyu sormak “ya olsaydı”’dan daha kolay olabilir. Bir örnek de “Ya yalan söyleyemeseydik?” olabilir, bunun da bir filmi vardı bir adam keşfediyordu yalan söylemeyi.

Son olarak tekrardan belirtmeliyim ki; “Ya bunu yapsaydı”, “Ya şunu düşünseydi”, “Ya hiç  yaratmasaydı”, “Ya geçmişte şu olmasaydı”, “Ya yaptıktan sonra sonuçlarını düşünemeseydi” gibi sonsuza kadar gidebilir bu sorular. Benim amacım bir limit koymaktansa bu tür bir ihtimaller üzerine sorular sorma düşünce biçiminin hikaye ve roman yazımı aşamasını başlatma konusunda yardımcı olabileceği üzerinde laflamak ve düşünmekti. Umarım her şeyi keşfetmiş bir bakış açısındansa merak eden ve uyandıran bir dille yazabilmişimdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder