Yazması zor olan yazılar daha keyifli oluyor. “Türk Dizilerindeki Belirgin Yanlışlar” yazısını yazsaydık sıkıcı olurdu. Herkesin söylediği şeyler çünkü, sokaktaki herhangi birine sorsanız sayabilir:
3 saatlik yapımlar, uzun bakışmalar, estetikli karakterler, şarkı sözlerinden yapılan dizi isimleri, yanlış şiveler, toplum psikolojisini bozan hamasi işler…
Fakat yapılan doğruları söylemek, işte o çok kolay değil. Doğrular var fakat bunların hepsi yanlışlıklarla birlikte varolan doğrular. Bu örneklerde de öyle. Örneğin Muhafız’la ilgili 5 yanlış varsa 1 doğru var. Ya da Çukurova’da yanlıştan çok doğru var mesela, fakat çok uzun olması sektörün kendini içine hapsettiği ve çıkmak da istemediği bir sıkıntı. Dolayısıyla bu yapımları olağanüstü yapımlar olarak adlandırdığımızı düşünmeyin. İçlerindeki iyi kısımlardan bahsediyoruz sadece.
Muhafız: Görsel efektler ve dövüş sahneleri
Netflix’in ilk Türkiye işi Muhafız bir kitap uyarlaması, Türkiye de zor bir kitle olduğu için muhtemelen biraz kafaları karışmış ve senaryo kurgusunda çuvallamışlar. Aslında çok net varolan bir hikaye dağınık anlatılmış. Biz de buralıyız diye biraz enteresan geldi zar zor izleyip bitirebildik. Kaç sahnede keşke dizi şuradan başlasaydı dedik. Örneğin Ayasofya’nın restorasyonunun ihalesi ile başlayabilirdi. Çok da net olurdu.
Gelelim iyi tarafına, Hakan’ın gömleği çıkarmasındaki görsel efektler, Hakan ile Ölümsüz’ün yumruklaşması yurt dışı standartlarında. Bu ekibin gelip burada dizi yapması, bu know-how’ın aktarılması açısından umut verici, aktarılabilirse elbette.

Bir Zamanlar Çukurova: Senaryo
Edmond Dantes ve Mercedes’in aşkını yaşaması ne kadar imkansızsa Züleyha ve Yılmaz’ınki de öyle. Türk dizilerinde daha önce Ezel’de kullanılan Monte Cristo Kontu, burada da başarıyla işleniyor:
Matematik şu; adam bir tuzağa düşerek sevdiği kadını tuzağı kuran başka bir adama kaybeder ve hapse girer, orada bir akıl hocası edinir ve onun mentorluğu sayesinde hapisten çıkıp bir hazine bulur ve kendisine tuzağı kuran adama denk olur, onu alt edip sevdiği kadını elinden alacaktır.

Bu hikayenin bu topraklarda tutuyor olmasına ek olarak, bir romancı olan Ayfer Tunç’un yazdığı bu dizinin yüksek reytingli olması da zengin bir dünya yaratmaya alışık olan romancıların yazdığı dizilerin tutmaya daha yatkın olduğu teorisini destekliyor.
İçerde: Mekanlar
Diziyi o kadar izlememekle birlikte imkanım olsa “location manager” ile çalışırdım. İstanbul’da bulunabilecek en enteresan noktalar dizide mevcut. Yüksek reytingleri dışında başka bir yönüyle övülebilir mi sanmıyorum, yine çok uzun, hikayesi de polisiye bir Prens ve Sokak Çocuğu türü.

Şahsiyet: Işık Kullanımı
Şahsiyet’in tek numarası ışık kullanımı değil elbette, Haluk Bilginer’in oyunculuğu da ayrı. Fakat ışık kullanımı en iyi olan yerli dizi olabilir.

Bıçak Sırtı: Tür (Genre)
“Modern Türkiye Cumhuriyeti’nde Osmanlılar şu anda neler yapıyor?” sorusu başlıbaşına doğru bir soru, dizinin türü son derece özgün. Neye benzediğini sorsanız en yakın Young Pope düşünülebilirdi.

Atladığımız örnekler muhtemelen vardır, yanlışlar yaparken doğrular da yapılmaya devam edileceği için yanlarına yenileri de mutlaka eklenecektir. Umarız bu örnekler çoğalır ve iyi işler yapmaya çalışanlar birbirlerine ilham verebilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder